EkonomiHaberlerTürkiye

McKinsey Küresel Bankacılık Değerlendirmesi 2019 yayımlandı

McKinsey raporuna göre, küresel bankacılık sektörü 2018 yılında, kredi gelirlerinde sadece yüzde 4 büyüme sağlarken, bu son 5 yılın en düşük oranı olarak kaydedildi.

Önde gelen şirketlere, kamu kurumlarına, sivil toplum kuruluşlarına hizmet veren global yönetim danışmanlığı firması McKinsey & Company, bankacılık sektörünü ele aldığı yıllık raporu “McKinsey Küresel Bankacılık Değerlendirmesi 2019”u yayınladı.

2007’deki küresel finansal krizin ardından, bankacılık sektörünün mevcut ekonomik döngünün sonuna yaklaştığına dikkati çeken rapor, bankaların yüzde 60’ından fazlasının sermaye maliyetlerini karşılayamadıklarını ve 3’te 1’inden fazlasının da kırılgan bir yapıda ve risklere açık olduklarını belirtiyor.

Rapor aynı zamanda teknoloji ve fintech şirketlerinin güçlü yatırımlarla pay almaya odaklandığı sektörde, bankaların mevcut konumlarını değerlendirmeleri ve buna göre aksiyon almaları gerekliliğini ortaya koyuyor.

McKinsey raporuna göre, küresel bankacılık sektörü 2018 yılında, kredi gelirlerinde sadece yüzde 4 büyüme sağlarken, bu son 5 yılın en düşük oranı olarak kaydedildi. Aynı zamanda nominal GSYH’nin altında kalarak 150 baz puan elde etti ve getiri eğrisi terse dönüyor. Küresel maddi öz kaynak karlılığı da 2018’de küçük bir yükselme ile birlikte yüzde 10,5 seviyesinde ilerliyor. Gelişmekte olan pazarlarda bankalar, dijital yıkımın da etkileri ile maddi öz kaynak karlılığında önemli bir düşüş yaşıyor. 2013’te yüzde 20 olan bu oran 2018’de yüzde 14,1’e geriledi.

Gelişmiş ekonomilerde bankacılık sektörü, üretkenliğini artırıp risk maliyetlerini azaltarak bu anlamda daha iyi bir performans gösterdi ve aynı dönemde maddi öz kaynak karlılığını yüzde 6,8’den yüzde 8,9’a çıkardı. Ancak genel olarak küresel bankacılık sektörü, ekonomik döngünün sonlarına yaklaşırken ideal ve sağlıklı bir tablo yaratabilmiş değil. Bu koşullarda yatırımcıların bankalara olan güveni de düşüşe geçiyor.

McKinsey danışmanları, bankaların başarısında rol oynayan 3 temel kriteri ise faaliyet gösterdiği ülke, şirket ölçeği ve iş modeli olarak sıralıyor. Örneğin, Amerika’da faaliyet gösteren bir banka, geri ödemelerde Avrupa’daki bankalara göre yüzde 10 daha fazla puan elde ediyor.

Öte yandan ister ülke ya da bölge ister segment bazında olsun büyük ölçekli banka yatırımlarının geri dönüşü daha yüksek oranlarda oluyor. Son olarak iş modelleri şirketlerin başarısında kritik bir role sahip, düşük marjlı ve hacimli bir iş modelinde bir banka faaliyet gösterdiği ülke ve ölçeğinden bağımsız olarak kar elde etmekte zorlanabiliyor.

“Türkiye bankacılık sektörü, finansal teknolojiler ile geleceğe hazırlanıyor”

Açıklamada görüşlerine yer verilen McKinsey ortağı Gökhan Sarı, Türkiye’de bankacılık sektörünün sermaye yapısı, insan kaynağı ve teknoloji yatırımları ile yeni döneme güçlü bir şekilde hazırlandığını belirterek, küresel bankacılık sektörünü değerlendiren raporun, ekonomik döngünün sonuna gelindiğini ve bankaların yeni dönemdeki konumlarını bugün aldıkları aksiyonların belirleyeceğini ortaya koyduğunu kaydetti.

Türkiye için stratejik önem taşıyan Türkiye bankacılık sektörünün de bu anlamda önemli bir sınavdan geçtiğini ifade eden Sarı, “Son 5 yıldır Türk bankaları, uluslararası sektörün büyük bir bölümünde yaşandığı üzere, risk maliyetlerinin üzerinde getiri sağlamada zorlanıyor. Ekonomik daralma ile birlikte banka borçlarının geri ödenmesinde zorlukların yaşandığı gözlemleniyor. Ancak hane halkı borcunun milli gelire oranının yüzde 14’lere gerilediği ve bu sayede G20 ülkeleri başta olmak üzere uluslararası çapta güçlü bir konuma sahip Türkiye bankacılık sektörünün bu zorlukları aşacağına inanıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

BDDK’nın açıkladığı verilerin de bu inancı desteklediğini belirterek, şunları kaydetti:

“2018 yıl sonu itibarıyla sektörün aktif büyüklüğü GSYH’ye göre yüzde 1,04 olarak gerçekleşti. Haziran 2019 dönemi itibarıyla ise sermaye yeterliliği rasyosu yüzde 17,73 gibi güçlü bir orana ulaştı. Aynı zamanda son çeyrekte sektörün elde ettiği karlılık oranı, zorlu koşullarda dahi başarının mümkün olduğunu gözler önüne seriyor. Bankaların bu başarıyı sürdürülebilir kılmaları, kırılganlıkları aşmaları yapılarını güçlendirmeleri ve riskleri aşmaları ise raporumuzda vurguladığımız üzere inovasyon, verimlilik ve ortak çalışma platformları odaklı bir yaklaşımla mümkün. Sektörün güçlü sermaye yapısı, tecrübeli insan kaynağı ve finansal teknolojiler alanlarına yapılan yatırımlarla ülkemizin bu kritik dönemeçten güç kazanarak geçeceğine inanıyoruz.”




Source link

İlgili İçerikler

Başa dön tuşu
Kapalı