EkonomiHaberlerTürkiye

Sezgin Baran Korkmaz Vakfı ile önceliği kız öğrenciler

Vakfının hayır işleri ve kız öğrencilere yardımları ile bilinen Sezgin Baran Korkmaz, iş hayatına 13 yaşında ayakkabı boyacılığı yaparak başlamış, şimdilerde Türkiye’nin en önde gelen iş adamlarından birisi… Hayatın zorluklarını çocuklarına simit sattırarak göstermeye çalışan bir baba aynı zamanda. Sezgin Baran Korkmaz, kendi adı ile kurduğu vakıfla özellikle kız öğrencilerinin eğitimleri için önemli yardımda bulunuyor. Korkmaz, özellikle babasını kaybetmiş ya da “sorumsuz babaları” olan kız öğrencilere de konaklama ve seyahat dahil tüm ihtiyaçlarını karşılayacakları burs vereceğini yakın zamanda bir kez daha duyurdu. Şartları karşılayan tüm kız öğrenciler aylık 3100 TL burs alacak. Korkmaz ayrıca “Kars, Artvin, Ağrı, Tunceli, Van, Hakkari, Bayburt, Samsun, Ordu, Kastamonu, Çorum ve Bolu’dan sınava girip İTÜ, YTÜ, ODTÜ mühendislik, İÜ, Ankara Hukuk, Galatasaray ve Boğaziçi üniversitelerinde bölüm fark etmeksizin kazanacak olan kardeşlerimin eğitim dönemlerinde bursları benden” dedi. Korkmaz, bu şartlardaki öğrencilere de aylık 2800 TL burs verileceğini kaydetti. Korkmaz’a hem vakfının faaliyetlerini hem de iş dünyasına atılacak gençlere yönelik tavsiyelerini sorduk.

“AYAKKABISINI BOYATIR MI DİYE BEKLERDİM, ŞİMDİ YAN KOMŞUM”

Bir gün burada olacağınızın hayalini kuruyor muydunuz, yoksa şans mı sizi buldu?
Ben bir gün burada olacak mıyım diye hayal kurardım ve insanlar hayallerime gülüp, dalga geçerlerdi. Bundan 25 sene önce, 13-14 yaşlarındayken Kandilli iskelesinin olduğu yerde, ayakkabı boyardım. Rahmi Koç Beyler tekneleri ile geldiklerinde beklerdim “Biri ayakkabısını bana boyatır mı?”, “Parayı bulur muyum acaba?” diye. Şimdi ise Rahmi Koç benim yan komşum ve bundan gururla, keyifle bahsediyorum. O yüzden bir gün orada olur muyum, bir gün burada olur muyum diye hiç düşünmüyorum. Benim orada olmam gerekiyor, sadece zamanı biraz hızlandırmaya çalışıyorum. Şans ise evet insanları yakalayabilir ama şansın da ne zaman gelip gideceğini bileceksin. Beklersen, şans senin kapına gelecek diye çok beklersin. Ben, her gün şansın yanımdan geçtiğini düşünüp, hep bir ayakkabıya sarılıyordum şans bu mudur diye. Her gün 100’e yakın ayakkabı boyuyordum, hangisinden şans çıkacak diye. Herkesten bir hikâye öğrendim, aslında şans, duyduğum bu hikayeler. Bugün bu koltukta bu kadar rahat oturabiliyorsam, o 100 tane hikâyeden çıkardığım derslerden dolayıdır.

“İYİ BİR İNSAN OLMAK İÇİN MÜCADELE EDİYORUM”

Bir yerde diyorsunuz ki “En iyi yatırım insana olandır”. Yatırım yaptığınız insanlardan başarısını bugün bile takdir ettiğiniz ve sizi çabasıyla etkileyen bir isim var mı?
En iyi yatırım insana yatırımdır çünkü materyalist şeylere yapmış olduğunuz yatırımı yarın kaybedebiliyorsunuz. Fabrika açıyorsunuz, olmuyor, enkaza dönüyor. Tarlaya bostan ekiyorsunuz, kuruyor ama insan bir şekilde bir yatırım aracına dönüştürebiliyor. Evet, böyle çok yatırım yaptığım ve çok gurur duyduğum biri var, o kişi kendim. Çünkü niye, çocukken biri bana, İstanbul’a ilk geldiğimde, yardım etti; “Bunlar benim böbreklerimi mi alacaklar, niye bana bu kadar yardım ediyorlar?” diye kendime sorduğumda şu cevabı almıştım: “Sana yatırım yapıyorum” denmişti. Çünkü “İyi bir insan olursan, yatırımlarının meyvesini, senin insanların hayatlarına dokunarak vereceğini göreceğim” denmişti. Ve şimdi gerçekten iyi bir insan olduğumu düşünüyorum. İyi bir insan olmak için mücadele ediyorum. Bunun karşılığında ise, zamanında yardımına koştuğum insanların meyvelerini, bugün başka insanların hayatlarına dokunarak veriyorum. Bu da bana tahmin edilemeyecek kadar büyük bir keyif veriyor. Bunu bir kişi özelinde söylemiyorum size. Onlarca belki yüzlerce hayatına dokunduğum insandan, çok iyi yatırım yaptığımı düşündüğüm kardeşlerim var.

Çocuklarınıza simit sattırıyormuşsunuz. Çocuklarınız sizin vermek istediğiniz mesajı alıyorlar mı, yoksa “Baba biz bunu neden yapıyoruz” mu diyorlar?
Hiç “Baba, biz bunu neden yapıyoruz?” diye sormuyorlar çünkü ben onları simit tezgahına veya pazarda domates tezgahına getirdiğim gün, onu neden yapmaları gerektiğinin bilincine sahip bir şekilde orada oluyorlar. Aksi takdirde orada iyi satış yapamazlar, pazarlayamazlar ama oraya ne için gittiklerini bildikleri zaman bunu gururla ve sevgi ile yapıyorlar bunu görüyorum.

“İNSANLARIN HAYATLARINA DOKUNMAYA KARAR VERDİM”

SBK adında bir vakfınız var. Türkiye’de birçok STK ve yardım kuruluşu varken, tamamen size ait bir vakıf kurmanızdaki amaç nedir? Neden onları araç olarak kullanmayıp kendinize bir vakıf kurdunuz?
Türkiye’deki veya dünyadaki farklı STK’lar ile çalışıyoruz. Hatta dünyanın en büyük STK’ları ile çalışıyoruz. Fakat spesifik olarak dokunmak istediğim yerlere başka vakıflar üzerinden erişmiyorum. Çünkü başka vakıflar bunun altında bir devlet politikası arar ya da insanlar başka bir şey düşünebilir. Baktım ki olacak gibi değil, kendim kurup, kendi vakfım üzerinden insanların hayatlarına dokunmaya karar verdim. İki tane vakıf kurduk. Amerika’da, Robin Hood World Foundation, dünyanın güç dengelerinin dışında kalan bölgelerine giderken, Türkiye’deki operasyonları da Türkiye’deki vakfımız yönetiyor.

“KIZ ÇOCUKLARI EĞİTİM HAYATLARINDA DEZAVANTAJLI”

Vakfınızın burs imkanlarının hemen hemen hepsinin kız öğrencilere yönelik olduğunu gördük. Bunun temel sebebi kız öğrencilerin eğitimdeki yerini arttırmak mı?
Temel sebebi kız öğrencilerin eğitimdeki yeri ile başlıyor ve sonrasında; ekonomideki yeri, aile birlikteliğindeki yeri, ekonomik bağımsızlığını elde etmesi gibi her anlamda hayatına dokunmuş oluyoruz. Bir de erkek çocuğu, eğitimine, simit satıp, limon satıp, bankta yatıp devam edebilecek durumdadır. Ben onu gördüm. Ama kız çocukları bu konuda daha dezavantajlı. İşin açıkçası bir de Anadolu’dan gelen kız öğrencilere destek veriyorum ki hepsi hayatlarında, güçlü veya zengin bir ağabeyleri oldukları düşüncesine sahip olsunlar.

“BÜTÜN HER ŞEYİNİ VERECEKSİN DESE BİR SANİYE DÜŞÜNMEM”

Bugünlere gelmenizde en büyük pay kimin?
Bugünlere gelmemde en büyük pay, bana “İnsana yatırım, en büyük yatırımdır” diyen, karşılıksız şekilde sermaye veren, evine alıp misafir eden, İstanbul’da cemiyet hayatıyla bir araya getiren, hayata gerçekten farklı bir bakış açısından bakmam gerektiğini gösteren, Sema abla dediğim ve çok sevdiğim, benim için annem kadar kıymetli olan Sema Karagözoğlu hanımefendinindir. Beni bugün arasa dese ki: “Baran, bütün her şeyini benim için vereceksin” bir saniye bile düşünmem. Kendisi varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Belki röportajımı okursa buradan ona “İyi ki varsın” diyorum, “İyi ki seni tanıdım” diyorum. Onun bana o gün verdiği şansı ben de insanlara dağıtıyorum, bunu bilsin istiyorum.

Şayet bir gün iflas etseniz; tekrardan şimdiki hayatınıza ve konforunuza dönmek için çabalar mısınız, yeniden belli başlı girişimlere korkusuzca adım atar mısınız?
Şayet bir gün iflas edersem bunu yapar mıyım, yapmam. Çünkü benim bugünkü varlık sebebim zengin olmak ya da güçlü ekonomiye sahip bir şirketin sahibi olmak değil. Benim varlık sebebim “Baran” olmak, Baran olduğum için zaten bugün buradayım. Ben Baran olmaya devam ettiğim sürece bunun iflası söz konusu değil. Çünkü Baran hırslı bir çocuk değil, Baran sadece güçlü olmasının ana kaynağını ve ana zenginliğinin sebebini biliyor.

Her çalışanınızın hakkını gözettiğinize inanıyor musunuz?
Buna gönül rahatlığı ile çok rahat bir şekilde cevap verebilirim. Her çalışanımın hakkını, alın teri kurumadan fazlasıyla veriyorum demiyorum ama piyasa koşullarına göre daha yukarıda bir bedel ödüyorum ve bana göre bu bedel bile az. Ben sadece hak ettikleri parayı maksimum seviyede vermeye çalışıyorum. Burada zaten birlikte çalıştığım personelimin mutluluğunu arttırınca bunun yansımasını da şirketimde, holdingimde görüyorum.

“İŞE İNANMAYI KESTİĞİNİZ ANDA KAYIP ORADA BAŞLAR”

İş hayatınızın risk yönetimi üzerine olduğunu gördük. İflas eşiğinde olan bir işletmeyi, o işletmenin kurucusu kurtaramazken, nasıl oluyor da siz bu durumu tersine çeviriyorsunuz?
Bir işi yapan adam, işe inandığı için kaybetmeye başlıyor. İşe inanmayı kestiği zaman ise asıl kayıp orada başlıyor. Resmin içinde olup, resme dışarıdan bakan tarafta olmayınca batıyorsunuz. Bizim bakış açımız; başımızı kumun içine gömmeyip, resme dışarıdan bakmak. Ama biz resme dışarıdan bakınca, niye battığını, neden o hale geldiğini, işin ne kadar olabileceğini ya da olamayacağını gördüğümüz için bu iş bizim doktora alanımız oldu. Bizim için hobi oldu bu iş.

İş dünyasında karşınıza çıkan problemleri nasıl ele aldınız. Belli bir stiliniz var mı?
Bu çok önemli bir soru. Çünkü iş dünyasındaki problemler sadece bizim ülkemize ya da Ortadoğu’ya özgü problemler. Bizim ülkemizde bir insanın başarılı olması diğer insanları çok mutlu etmiyor, rahatsız ediyor. İnsanın kendisi başarısız olunca, başkalarının başarısını takdir etmesini bekleyemiyorsunuz. Derler ya “Tırnaklarımla kazıyarak olduğum yere geldim” benim de öyle oldu. Başlarda çok rahatsız oluyordum, bizimle ilgili doğru olmayan bir haber çıktığında; “bizimle ilgili niye böyle haber yapılıyor, neden yapıyorlar, bu yanlış” diye saldırgan bir politika izlerdim ama sonra Türkiye’nin önde gelen birkaç iş adamı abimle konuştuğumda bana: “Baran, seninle ilgili yazılanların 100 katı bizimle ilgili yazıldı fakat hiç muhatap olmadık, büyüdük ve buraya gelince de artık yazmamaya başladılar. Yazacaklar, bu senin için iyi bir şey çünkü meyve veriyorsun ve taşlanacaksın. Taşlandığın zaman bakacaklar ki taş atarak meyve düşmüyor, bu sefer onlar da onun gölgesinde gölgelenmeye başlayacaklar”. Çok şükür o noktaya geldik. Bildiğimiz doğru yolda doğru adımlarla ilerlemeye devam ediyoruz.

“GENÇLER BAŞKALARINI TAKLİT ETMEKTEN KAÇINMALI”

Bugünkü girişimci gençlere neye yatırım yapmalarını tavsiye edersiniz ve siz yeni bir yatırım yapacak olsanız bu neye yönelik olurdu?
Benim yeni bir yatırım yapmaya karar verdiğim zaman, yatırım yapabileceğim binlerce alan var. Ben kendime ve gençlere bunu hep söylüyorum, lütfen başkalarının yaptığı şeyleri taklit etmekten kaçınsınlar. Türkiye’de 1.8 milyar dolara bir şirket satıldı ve ertesi gün tüm Türkiye yazılımcı olmaya başladı. Bu yanlış. Siz ancak farkındalık yaratacak bir iş yaparsanız, farklı bir yerde kendinizi görürsünüz. Bir adam bir yerde köfteci açtığında ve işleri çok iyi gittiğinde, orada sizin de bir köfteci açmanız başarı olmuyor. Farklı şeyler yapmalısınız.

Bulunduğunuz konuma gelene kadar nelerden vazgeçmek zorunda kaldınız, verdiğiniz en büyük taviz neydi?
Taviz vermedim çünkü beni ben yapan şey taviz. O yüzden insanları Baran Korkmaz’ı tanıyan ve tanımayan olarak iki gruba ayırıyorum. Beni tanıyan insanlar “Evet, iyi ki gerçekten Baran’ı tanıdık” diyen insanlar, tanımayan insanlar ise taviz vermediğim için dışarıdan oluşan algıdan kaynaklı oluyor. Ben önümü iliklemeyi tercih eden bir adam değilim. Gariban, mazlum, işini kaybetmiş ve benden daha dezavantajlı insanların karşısında hep önümü ilikleyerek hareket ediyorum ki onlar kendilerini daha iyi hissetsinler. Ben ego tatmin edecek, kibir gösterecek kişilerin önünde önümü iliklemedim ve müsaade etmedim.

“GELECEKTEKİ HAYALİM KAPALI TESİSLERİ AÇMAK”

Kendinize düstur edindiğiniz ve motto olarak belirlediğiniz bir düşünce var mı?
Kapitalizme karşı olan, kapitalizmin çarklarının arasına girmemeye çalışan bir patron ve bir yol arkadaşı olmaya çalışıyorum. İstediğim şey de bu. Bu ülke herkese yetecek kadar büyük, bu ülke bir üretim ülkesi, bu ülke üretime döndüğü an emin olun refah seviyesi en üst seviyeye çıkabilir. Bundan şüphem yok. Dünyanın hiçbir yerinde Türkiye gibi bir ülke yok. 4 mevsimi aynı anda yaşayan bir ülke yok. Dünyanın hiçbir yerinde böyle tarıma elverişli topraklar, hayvancılığa elverişli alanlar yok, iklimler yok fakat çok yanlış adımlarla tarım, hayvancılık ve sanayi politikalarını askıya aldık. Bu duruma üzülüyorum. Bana bugün “Sanayi bakanısın ne yaparsın?” deseler, Türkiye’de organize sanayinde ne kadar kapanan fabrika varsa bunları devlet adına alır ve işletmeye başlardım. O işi çok iyi yapan birine “Devlet sana kredi veriyor, gel kardeşim sen lastikçi misin, Bilecik’te lastik fabrikası kapalı. Bu fabrikayı ben sana veriyorum, sana geri dönmeyecek şekilde sermaye de veriyorum, sen burada fabrikayı büyütüp borcunu ödeyeceksin” dediğimde inanın binlerce tesis, binlerce büyük kapanmış fabrikalar tekrardan işler duruma gelirdi. Gelecekteki hayallerimden biri bu. Türkiye’deki kapalı tesisleri açmak denildiğinde akla gelecek ilk şirket olmak istiyorum.


Source link

İlgili İçerikler

Başa dön tuşu
Kapalı