Dış HaberlerHaberler

Thomas Piketty: İklim inkârından sonra, şimdi de eşitsizlik inkarı

Hükümetlerin ve medyanın “gayri safi yurtiçi hâsıla” (GSYİH) kavramını kullanmayı bırakmaları ve “milli gelir” kavramına konsantre olmaları acilen gerekli.

Hükümetlerin ve medyanın “gayri safi yurtiçi hâsıla” (GSYİH) kavramını kullanmayı bırakmaları ve “milli gelir” kavramına konsantre olmaları acilen gerekli. Size iki temel farklılığı hatırlatmama izin verin: milli gelir; içinden yabancı ülkelere transfer edilen gelir ve sermaye tüketimi çıkarıldığında gayri safi yurtiçi hasılaya eşit olur. Söz konusu ülkenin hangisi olduğuna bağlı olarak da, yabancı ülkelerden gelen gelirle artar ve ilke olarak, doğal sermaye tüketimi ile azalır.

Küresel ısınmanın reddedilmesinin ardından, şimdi en azından yüzeysel olarak azalmakta olsa da, şu anda küresel eşitsizlikteki artışın inkârına da tanık oluyor muyuz?

2017’den bu yana tüm çabaların ülkenin eşitlikten mustarip olduğu düşüncesiyle yönlendirildiği görünen Fransız hükümeti güzel bir örnek. Macron hükümeti göreve geldiğinde en zenginler için açıklanan vergi ödülleri ve beraberinde tam da şu aylarda toplumsal harekette ifade edilen adalet talebini anlayamama. Gerçek anlamda, evrensel bir emeklilik planı mümkün, ancak sadece en yüksek maaşlar ve en zenginler için daha fazla çaba gerektirse bile, küçük ve orta emeklilikleri iyileştirmek için her şeyin yapılması şartıyla. Ölçeğin en üstünde olanlar yaşlanmanın ve yaşamın sona ermesinin haysiyet ve eşitlik açısından yeni zorluklar anlamına geldiğini anlamalı.

Thomas Piketty: İklim inkârından sonra, şimdi de eşitsizlik inkarı

Daha genel olarak konuşursak, adalet talebi tüm dünyada sayısız protestolarla ile ifade edilirken, iş çevreleriyle ilgili medyada son on yılda eşitsizliklerin artması konularında girişimlere tanık oluyoruz. Doğru, hiç kimse haftalık yayın The Economist’in eşitlik kampanyasında lider olmasını beklemiyor. Fakat bu, rakamlarla gerçekler ortaya konduktan sonra onları manipüle etmek için de bir neden olamaz.

Daha da üzücü olan, zengin ülkelerin hükümetlerinin, 2008’deki krizden bu yana servetin dağılımı ile ilgili şeffaflığı teşvik etmek için gerçek bir girişimde bulunmamış olmaları. Vergi cennetleri ile ilgili tüm bildirimler, bankacılık verilerinin otomatik olarak zaten iletiliyor oluşu gibi faktörler finansal opasitenin azalmasına yol açabilirdi. Teorik olarak, tüm ülkeler bankacılık ve mali verileri toplayacak ve yayınlayacak donanıma sahip artık. Böylece gelir ve servet seviyesine, özellikle de en yüksek gelir düzeyine göre gelir dağılımı gelişimi takip edilip açıklanmalıydı. Birçok ülkede, servet ve sermayeden elde edilen gelir üzerinde kademeli şekilde artan vergilerin bastırılmasıyla, çeşitli durumlarda (özellikle Fransa’da, aynı zamanda Almanya, İsveç veya ABD’de) herkese açık verilerde düşüş bile görüyoruz.

Kamu idareleri gibi araştırmacılar bile söz konusu gelir dağılımı olduğunda kendilerini dergilerde yayınlanan sıralamaları kullanırken buluyorlar. Gerçekten de en zenginlerin artan refahını gösteren ancak şeffaflık ve titizlik koşullarını yerine getirmeyen veriler, bu temel konulardaki demokratik tartışmaları bile karşılayamamakta. Sözde “büyük veri” çağında yaşıyoruz. Bu şüphesiz ki kişisel verilerimize utanmadan erişim hakkı olan büyük özel tekeller için geçerli. Ancak, servetin dağılımı ve gerekli yeniden dağıtımıyla ilgili kamu istatistikleri ile ilgili olarak, gerçekte, eşitsizliklerin azaltılmasına karşı çıkan herkes tarafından sürdürülen önemli bir karatma çağında yaşıyoruz.

Dahası, eşitsizliğin azaltılmasını siyasi eylemin merkezi haline getirmedikçe çevresel sorunları çözemeyeceğimizi sık sık unutuyoruz. Kuşkusuz ekonomik ve sosyal ilerlemeyi ölçmemizi sağlayan göstergeleri temelde yeniden düşünmeliyiz. Başlangıç olarak, hükümetlerin ve medyanın “gayri safi yurtiçi hâsıla” (GSYİH) kavramını kullanmayı bırakmaları ve “milli gelir” kavramına konsantre olmaları acilen gerekli. Size iki temel farklılığı hatırlatmama izin verin: milli gelir; içinden yabancı ülkelere transfer edilen gelir ve sermaye tüketimi çıkarıldığında gayri safi yurtiçi hasılaya eşit olur. Söz konusu ülkenin hangisi olduğuna bağlı olarak da, yabancı ülkelerden gelen gelirle artar ve ilke olarak, doğal sermaye tüketimi ile azalır.

Açıklamak için basit bir örnek verelim. 100 milyar Euro hidro-karbon topraktan çıkarılırsa (veya denizlerden gelen balık), ek olarak 100 milyar Euro GSYİH (gayri safi yurtiçi hasıla) elde ederiz. Ancak hidro-karbon (veya balık) stoğu eşit miktarda azaldığından, milli gelir bir o kadar artmamıştır. Ayrıca, hidro-karbonların yakılması gerçeği havayı solunmaz hale getirmeye ve gezegeni yaşanmaz hale getirmeye katkıda bulunursa, karbon emisyonlarının sosyal maliyetinin doğru bir şekilde dikkate alınması şartıyla, bu şekilde üretilen milli gelir gerçekte negatiftir.

GSYİH yerine milli gelir ve milli servet kullanma ve ortalamalara değil, dağılıma odaklanma da tüm sorunları çözmek için yeterli değil. İklim ve çevreye özgü göstergeleri (örneğin, emisyon hacmi, havanın kalitesi veya türlerin çeşitliliği) çoğaltmak da aynı derecede acil. Ancak, gelecekteki tartışmaların sadece bu göstergelerle gerçekleştirebileceğini, gelir veya servete atıfta bulunmadan gerçekleştirilebileceğini hayal etmek de yanlış olur. Yeni adalet standartları geliştirmek için, çeşitli sosyal grupların talep ettiği çabaları ölçmek önemli. Bu, belirli bir ülke içindeki ve ülkeler arasındaki ve zaman içindeki zenginlik seviyelerini karşılaştırabilmeyi gerektirir. Tüm gelir veya büyüme kavramlarını çöpe göndererek çevreyi kurtaramayacağız.

Aksine, ekolojik partiler sosyal konuları ihmal ederse, kendilerini ayrıcalıklı bir seçmenle sınırlı bulabilirler ve böylece muhafazakarların ve milliyetçilerin iktidarının korunmasını istemeden de olsa katkı sağlayacaklardır. İklim değişikliğinin zorlukları ve eşitsizliklerin artması ancak eş zamanlı çabayla, tek bir sesle çözülebilir.

Le Monde

Kaynak
Para Analiz

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu